Her ne kadar bir sanat olarak anılması ve altın çağına ulaşması 19. yy sonlarını bulmuş olsa da ahşap yakma sanatının tarihi insanın ateş ile ilk tanıştığı dönemlere kadar uzanmakta.

Ateşi keşfetmesiyle tüm kaderini değiştiren insanoğlu, yakarken kullandığı kömürleşen malzemeler ile günlük hayatını resmederken farkında olmadan ahşap yakma sanatının da temellerini attı. Çağ atmaya ve yeteneklerini keşfetmeye başladıkça; kömürleşen malzemenin yerini metal, üzerinde çalışılan nesnelerin yerini ise deri, kemik ve ahşap aldı.

Modern örneklerine Ortaçağ, Rönesans ve Victoria devrinde rastladığımız ahşap yakma sanatında; kıvrımlı bitki figürleri, yapraklar, meyveli ağaçlar ve sarmaşıklar yakılarak resmedilmiş. Başlangıçta yakarak süslenen nesneler aynalar, mücevher kutuları, tabaklar vb. eşyalar iken; ahşap yakma sanatının yaygınlaşmasıyla tabureler, çekmeceler, büyük mobilya kapakları, dolaplar gibi büyük eşyalarda da ahşap yakma sanatı kullanılmış.

1880’lerde Charles Dana Gibson gibi dönemin ünlü tasarımcılarının da desteklemesiyle ahşap yakma sanatı evlerde bireysel olarak kadınlar tarafından yapılan bir süsleme sanatından çok halka yayıldı ve bir hobi haline dönüştü. Gaz lambaları, özel kalemler, kitap kapakları, plaketler ve hatta kütüphane masaları dahi ahşap yakma sanatı ile süslenmeye başlandı.


Günümüzde teknolojinin ve dijital dünyanın da gelişmesi ile ahşap yakma sanatı pratikleştikçe kitlelere yayıldı ve tüm dünyada tanınan bir sanat haline geldi.

Bir cevap yazın